Yazmasam olmazdı.

14/12/2009

Saldım bayıra, param kayıra!

“Yeni zengin” terimini ilk kez 90’ların başında duymuştum. Bir tanıdık, havuzlu bahçesinde arkadaşlarıyla gürültü yapan komşusunu bana böyle tanımlamıştı. Ne demek istediğini anlamam için on yıldan fazla beklemem gerekti, yani Belçika’dan ayrılıp Türkiye’ye kesin dönüş yapmayı.
Geçen gün Zekeriyaköy’e taşınmış bir arkadaşım, mahallesinin çocuk parkında gördüğü anneleri bana anlatınca ben de bu terimi sakladığım çekmeceden çıkardım.

İstanbul’da sınıflar arasındaki uçurum, bazen insanı dehşete düşürecek kadar çarpıcı oluyor. Otomatik balkon kapıları parmak şıklatarak açılan dört katlı bir yalının manzarası, kötü kömür kullanarak kendini duman altı eden bir gecekondu mahallesi olabiliyor mesela. Arkadaşımın bana tarif ettiği annelerle kendisi arasındaki düşünsel uçurum, işte bu kadar büyüktü.

Çocuklarını parka götüren annelerin yanlarında bakıcılarıyla dolaşmaları arkadaşımı dumura uğratmıştı. Bu insanlar, salıncağa binen yavrularını bakıcılara sallatmakla kalmıyor, doktora gittiklerinde de onları bakıcılara soydurtuyorlarmış!
İnsan aşı olacak çocuğunun elini tutmak, onunla biraz sıcak iletişim içinde olmak istemez mi? Arkadaşım merak etmişti, “çocuklarına bakmaktan zevk almıyorlarsa neden doğuruyorlar acaba?”

Büyük arabaları, yanlarında gezdirdikleri bakıcıları ve marka eşofmanlarıyla “farklarını” diğerinin gözüne sokmaktan çekinmeyen bu insanlar, en az sokakta halısını yıkayıp, caddelerde terlikle dolaşan bir köylü kadar kaba görünüyorlar ama, Türkiye’de gözler bu kabalığa alışmış!

Bize üzüntü veren ise şu ki, kimi imkansızlıktan çocuğunu “saldım bayıra, Mevla’m kayıra” mantığıyla büyütürken, kimi elindeki sayısız imkâna rağmen çocuğuna, hayattaki en önemli ihtiyaç ve değerleri (anne sevgisi, kardeşlik, eşitlik, tutumluluk gibi) vermeyi başaramıyor.

Theme: Rubric. WordPress.com'dan blog alın.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.