Yazmasam olmazdı.

04/10/2009

Ağaç düşecek

Ağaç düşecek,
Dalları duvarları kirletiyor
Yer boşaltılacak,
Beyefendi arabasını park etmek istiyor
Üstüne bir çizik atmıştık
Bir ok ve bir kalp çizmek için
Ama ağaç düşecek
Dünya başka yere bakıyor

Ağaç düşecek,
Kavşakta biraz yer açılsın
İnsan kararını vermiş
Ve insan en güçlü, daima
Zor değil, uğraştırmayacak
Alaşağı etmek
Ağacı ve içindeki kuşları

Oysa ne çok insan vardı, hala da var
Gölgesinden faydalanan
Üstümüzü örterdi
Yağmurlar yağdığında
Dışarıda yatılası bir ağaç hayatı!

Ağaç düşecek,
İnsan kudretini ölçmek istiyor
Ve insan kararlı,
Testere gövdeye değdi bile

Oysa ne çok insan vardı, hala da var
Gölgesinden faydalanan
Üstümüzü örterdi
Yağmurlar yağdığında
Dışarıda yatılası bir ağaç hayatı!

Ağaç düşecek,
Parçaları paylaşılamıyor
Pişman olacak bir durum yok,
Altı üstü bir odun parçası
Evlere fazla yaklaşmış
Bir orman köşesi
İşte, biz konuşurken
Olmuş bitmiş bile!

Oysa ne çok insan vardı gölgesinden faydalanan
Bütün o kış geceleri
Yağmurlar yağarken
Ne fakir kortejleri görmüştü o,
Ne fırtınalar, ne meteorlar
Ve bütün o kış geceleri
Yağmurlar yağarken
Dışarıda yatılası bir ağaç hayatı!
Feleğini şaşırası,
Dışarıda yatılası

Samedi Soir sur la Terre 
Albümü bilenler söylenecek, bunu çevirene kadar şunu, şunu çevirseydin ya, diye. Bunu çevirdim işte!
L’arbre va tomber – F. Cabrel, Samedi Soir Sur la Terre

08/10/2008

Buz Erimeye Mahkûm* (olamaz mı?)

Babam, dikkat çekmeyi seven bir insandır. Mesela, topluca tartışılan konularda mantığa en aykırı, en sivri tezleri o sunar. Babamın aklına gelen düşünceler şeytanın aklına gelmez! Sivri fikirlerine tüm yakınları bir ağızdan yüksek sesle tepki verir, ama çoğu karşı-argüman getirmekten aciz kalır ve susar…

Bundan belki 15 yıl önce babam, ben, üvey annem ve kuzeni, bir araba yolculuğu yapıyorduk. Sohbet konumuz, kirlenen doğa ve yok olan türlerdi. Konu bu olunca, kurduğumuz cümleleri tahmin etmeniz zor olmasa gerek: “İşte, insanlar ellerindekilerin değerini bilmiyorlar”; “Teknoloji ilerledi ama yarattığı pislikleri temizleyecek durumda değil”; “Falanca tür de yok olma tehlikesindeymiş”; “Hep bizim yüzümüzden! Yazıklar olsun!”; “Bir şeyler yapmak gerek”… Bu cümleler dönüp dururken, babam durdu durdu, ve konuştu: “İyi de, neden bunu bir sorunmuş gibi tartışıyorsunuz ki?”

Buyurun bakalım. Bu soruyu duyabilecek her insan gibi biz de algılamakta güçlük çektik: Acaba biz doğru mu anladık, yoksa başka bir şeyi mi kastediyor?

Sorduk, “neyi sorunmuş gibi…?”

“Türlerin yok olmasını, doğanın bozulmasını”.

Hoppala. Ne dersiniz şimdi buna? Başladık saf saf anlatmaya: Biz insanlar doğanın dengesini bozuyoruz, biz insanlar atıkları dünyaya yaydığımız için sorumluyuz.

“Peki ama bunlar normal değil mi?”

“Nasıl yani, normal?”; “Ama Ateş abiii, biz bunları önleyebiliriz”…

“Önleyemiyoruz belki de!” diyor babam ve ekliyor, “Ayrıca, biz de bir hayvan türü değil miyiz?”

“Nasıl yani? Ne alaka!”

“Şöyle: Biz de bütün canlılarla aynı yeri paylaşmıyor muyuz? Biz de kendi içgüdülerimizle ve imkânlarımızla bir yaşam alanı kurma çabasındayız. Doğanın dengesi dediğiniz şeyin içinde biz yok muyuz?”

Babamın bakış açısını anlayabilmemiz için şu son sözleri sarfetmesi gerekti:

“Yani, belki de denge değişmek istiyor, yeni dengenin sağlanması için belli türler yok olacak. Ama insanlar, tükenmesi gereken nesillerin tükenmesini engellemeye çalışarak dengeyi bozuyor?”

Daha önce söylediğim gibi, hepimiz “Amaaaan, hadi sen de oradan! Bunu mu tartışacağız!” tarzı yüksek sesli yorumlar yaptık. Ve sonra ne yaptık? Sustuk.

 

Aradan yıllar geçti. 2007 yılı boyunca dinlediğim Açık Radyo’da her sabah Ömer Madra ve tayfası, dünyanın başıma yıkılmakta olduğunu istikrar, bilimsellik ve karamsarlıkla başıma kaktı, hayatı bana zindan etti. “The Ice is Meant to Melt” şarkımı kendilerine ithaf ettim, iyi niyetle mi emin değilim.

 

Bu arada, babamın yıllar önce ortaya attığı o deli saçması fikir bana ilaç gibi gelir oldu. Termik santralleri engelleyebiliyor muyuz? Hayır, ipler başkalarının elinde! Organik tarıma dönebiliyor muyuz? Hayır, memleket satılıyor,biz seyrediyoruz. Deodoranttan, şampuandan vageçebiliyor muyuz? Hayır, reklam sektörünün ve büyük firmaların ekonomik çıkarları her şeyin üstünde! Klimasız yaşayabiliyor muyuz? Hayır, klimalar çok ucuzladı çünkü! Buzulların erimesi yavaşlıyor mu? Ne münasebet. Emisyon Envanter raporu iyi mi? Hayır…

 

O zaman, şarkı söylemek lazım! 

Artık kabullenmenin zamanı mı
Gülümseyip arkamıza yaslanmanın
Hepsi bundan mı ibaret

İnanmanın zamanı mı
Kader teorisine
Eğer doğruysa “son”un
Bundan başka bir şey olmadığı

İnanırım

Ben sadece insanım diyebiliriz artık
Geç kaldık zannedersiniz ama
Bir vakti yoktu aslında
Anlayın ki, buz
Erimeye mahkum

Ve hiç kimse üzülmüyor
Geçirilen güzel zamanların ardından

Kabullenmenin zamanı mı
Arkamıza yaslanıp gülümseyelim mi
Böyle mi olmalıydı
Eğer öyle ise

İnanırım*

* Betty Ween’in “The Ice is Meant to Melt” şarkısından alıntıdır (çeviridir).

Sonraki Sayfa »

Theme: Rubric. WordPress.com'dan blog alın.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.