Yazmasam olmazdı.

23/12/2009

Anlaşılmayan annelik

Filed under: Anne Bakışım,EleştiriYorum — gulusturkmen @ 20:51
Tags: , , , ,

Migrant Mother, Dorothea Lange

Geçen gün babamla telefonda konuşurken, işsiz oluşum mevzubahis oldu. Telefonu kapattıktan bir süre sonra sarf ettiği özel bir cümle düştü aklıma: “Bu kadar vasıflı biri olarak, diyordu, ne yapıyorsun sen? Tam da Erdoğan’ın istediği gibi, çocuk bakıyorsun!”
Erdoğan’ın kadınları ekonomiye kazandırmamak ya da ülkesini daha büyük bir yoksulluğa boğmak için sarf ettiği çabalar değil bu yazının konusu; Toplumun çok büyük bir kesimi gibi babamın da şu işe akıl sır erdiremiyor oluşu: Nasıl olur da aklı başında kadınlar, zamanlarını çocuk bakmakla harcarlar?

Günümüzde annelik, ekonomik durumlardan ve sosyal sınıflardan bağımsız olarak, çocuğunuza verdiğiniz emeği gelir kapısı bir işle -yani parayla- takas etmedikçe, saygı ve kabul görmüyor!

Nedir annelik?
Çocuk bakmaktır.
Gün boyu bez değiştirmek ve kusmuk silmektir. “Atma kırarsın”, “dokunma yanarsın” diye yarım akıllı cücelerle düşüp kalkmaktır.
Bazen tuvalete dahi gitmenizi engelleyen geceli-gündüzlü çalışma temposuna bedensel ve zihinsel anlamda teslim olmaktır.

Öte yandan annelik, çocuk büyütmektir.
Pratik beceri, sabır, anlayış, espri, eşzamanda çoklu sorun çözme, kriz yönetme, pedagojik bilgi gibi türlü meziyetleri -kaçınılmaz olarak- edinmektir.
Topluma sağlıklı bireyler kazandırmak, çocuğa sevgi, saygı, görgü ve bilgi aşılamak için rol modeli olmanın ağır yükümlülüğünü taşımaktır.

Çocuklarına vakit ayıran annelerin toplumun sağlığını garantileyeceği, içinde yaşadığımız sistemde ne yazık ki göz ardı ediliyor.
Çocuğa vakit ayırmanın değeri parayla ölçülmediği için modern dünya anneliğe bir meziyet, bir ilim olarak bakmıyor.
Teoride annelik kutsanıyor gibi gözükse de, çoğu hükümet anneler için hiçbir maddi ve manevi destek programı kurgulamıyor.

Hayatta çocuklarına öncelik vermeyi seçen anneler sadece toplum içinde değil, aile içinde de maddi anlamda bağımlı, manevi anlamda yalnız kalabiliyorlar.

Kanımca yeni dünya annelere ve anne-çocuk ilişkisine gereken değer ve desteği veremediği müddetçe yeryüzü daha fazla mutsuz çocukla dolup taşacaktır.

Önerilen okumalar:
http://worldhaveyoursay.wordpress.com/2009/10/09/do-mothers-really-want-to-work/
http://news.bbc.co.uk/2/hi/uk_news/8296389.stm
http://findarticles.com/p/articles/mi_m3495/is_1_47/ai_82107067/
http://www.ifs.org.uk/publications/10
http://philiplee.ca/2009/05/28/of-fathers-mothers-and-parenting/

————————————————————–

Gülüş Türkmen’in bağımsız yazılarını sürdürebilmesi için bloguna destek vermek ister misiniz? Buraya tıklayarak Paypal’dan yazara dilediğiniz miktarda bağış yapabilirsiniz. (Paypal, internetteki en güvenilir ödeme sistemidir.)

14/12/2009

Saldım bayıra, param kayıra!

“Yeni zengin” terimini ilk kez 90’ların başında duymuştum. Bir tanıdık, havuzlu bahçesinde arkadaşlarıyla gürültü yapan komşusunu bana böyle tanımlamıştı. Ne demek istediğini anlamam için on yıldan fazla beklemem gerekti, yani Belçika’dan ayrılıp Türkiye’ye kesin dönüş yapmayı.
Geçen gün Zekeriyaköy’e taşınmış bir arkadaşım, mahallesinin çocuk parkında gördüğü anneleri bana anlatınca ben de bu terimi sakladığım çekmeceden çıkardım.

İstanbul’da sınıflar arasındaki uçurum, bazen insanı dehşete düşürecek kadar çarpıcı oluyor. Otomatik balkon kapıları parmak şıklatarak açılan dört katlı bir yalının manzarası, kötü kömür kullanarak kendini duman altı eden bir gecekondu mahallesi olabiliyor mesela. Arkadaşımın bana tarif ettiği annelerle kendisi arasındaki düşünsel uçurum, işte bu kadar büyüktü.

Çocuklarını parka götüren annelerin yanlarında bakıcılarıyla dolaşmaları arkadaşımı dumura uğratmıştı. Bu insanlar, salıncağa binen yavrularını bakıcılara sallatmakla kalmıyor, doktora gittiklerinde de onları bakıcılara soydurtuyorlarmış!
İnsan aşı olacak çocuğunun elini tutmak, onunla biraz sıcak iletişim içinde olmak istemez mi? Arkadaşım merak etmişti, “çocuklarına bakmaktan zevk almıyorlarsa neden doğuruyorlar acaba?”

Büyük arabaları, yanlarında gezdirdikleri bakıcıları ve marka eşofmanlarıyla “farklarını” diğerinin gözüne sokmaktan çekinmeyen bu insanlar, en az sokakta halısını yıkayıp, caddelerde terlikle dolaşan bir köylü kadar kaba görünüyorlar ama, Türkiye’de gözler bu kabalığa alışmış!

Bize üzüntü veren ise şu ki, kimi imkansızlıktan çocuğunu “saldım bayıra, Mevla’m kayıra” mantığıyla büyütürken, kimi elindeki sayısız imkâna rağmen çocuğuna, hayattaki en önemli ihtiyaç ve değerleri (anne sevgisi, kardeşlik, eşitlik, tutumluluk gibi) vermeyi başaramıyor.

Sonraki Sayfa »

Theme: Rubric. WordPress.com'dan blog alın.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.