Yazmasam olmazdı.

28/04/2008

Müzisyenlikten sonra müzik var mı?

Filed under: Müzik Kulağım — gulusturkmen @ 12:22
Tags: , , , , ,


Geçtiğimiz ay müzisyen, müzik yazarı ve meloman (müziksever) yakınlarımla yaptığım konuşmalar, şans eseri hep aynı konu hakkında bir takım sonuçlar çıkarmama vesile oldu: Müzisyenlerin ve melomanların müziğe bakış farklılığı.

İşte çoğu zaman konuşulmayan, bununla birlikte -özellikle müzik yazıları okurken- okur ve müzik meraklılarının bilmesi gereken bazı farklılıklar:

 

Akustik merakı

Bir süre önce “Betty Ween” olarak, varlığından yeni haberdar olduğum İstanbul Hi-Fi Club’ın iki ayda bir gerçekleştirilen toplantılarından birinin özel konuğu oldum. Mütevazı olmakla birlikte makul bir kayıt kalitesine sahip olduğuna inandığım albümüm “Bitter”in müzikalitesi, toplantıda bulunan Hi-Fi tutkunlarını ne kadar heyecanlandırdıysa, dinlemeye alışık oldukları o müthiş kayıtlardan aldıkları hazzı bu albümden alamamak da heyecanlarını kursaklarında bırakmıştı. Doğal olarak toplantıdan çıktığımda ben de, “keşke daha iyi kayıt yapma imkânım olsa” diye hayıflanma eğilimindeydim. Derken, birkaç gün önce albümüm “Bitter”i çok büyük heyecanla keşfedip dinlediğini ifade ederek grubumu onurlandıran bir müzisyenle, Turgut Alp Bekoğlu’yla tanıştım. Muhabbet sırasında ona dikkatimi çeken bu olayları anlattığımda, bana “dinleyiciyle müzisyen arasında böyle bir fark var işte” dedi; “Dinleyici müzikten o zevki alabilmek için çok iyi sistemlere para yatırıyor. Müziği üretmek ise müzisyene yeterli tatmini sağlıyor. Gerisi onun için detay.” Düşündüm, söyledikleri benim için de doğruydu.

 

Ses / sessizlik

1996 yılına kadar, yani düzenli ve kişisel nitelikte müzik yapmaya başlamadan önce, ben de sadece bir melomandım. Müzik, günlük hayatımda bana eşlik eder, gittiğim her yerde, bindiğim her toplu taşıma aracında bana “fon” olur, yaşadıklarımı süblime ederdi. Kendi müziğimi üretmeye başladıktan sonra walkman’ler, discman’ler yavaş yavaş rafta tozlanmaya başladı. MP3 çalarım ise henüz yok. Çünkü kendimi de dinlemeye çalışıyorum. Karı-koca müzisyen olarak yaşadığımız bir evde sessizlik, çoğu zaman en büyük lüks olarak algılanıyor!

 

Koleksiyon merakı

Bir zamanlar, bir meloman olarak dinlediğim müzikte kendimden bir şeyler bulabilirsem, dünyalar benim olurdu. O zaman o müziği kendimce onurlandırırdım: Albümlere son derece iyi bakar, EP’lerini, şarkıların/eserlerin farklı versiyonlarını ve konser kayıtlarını alır biriktirirdim. Müzisyen olduktan sonra vaktimi ve paramı, kendi müziğimi ve müzik bilgimi geliştirmek için harcamayı tercih eder oldum.

 

Müzisyenlikten sonra müzik var mı?

Bilirsiniz, klasik bir tartışma konusu vardır: “Müziği öğrendikten sonra müziğe aynı şekilde bakamazsınız”. Kimi bunu yalanlar, hatta bu yalanlamayı bazen “içimdeki çocuk hala yaşıyor” sözüyle bağdaştırır. Çünkü müziğe farklı bakmak ya da “eskisi gibi bakamamak” bir yerde bir engeldir.

Geçen gün, bir müzik yazarı olarak ilk göz ağrım olan Roll dergisine uğradım. Editörümüz Derya Bengi, hafızası güçlü, konusunda ender rastlanacak derecede uzman bir insan. Bu yüzden, bazen düşüncelerimiz tamamen ters düşse dahi onun yanında konular yaratıp tartışmayı çok seviyorum. Haftanın en sıcak gündem konularından biri, Müslüm Gürses’in Murathan Mungan tarafından seçilen son derece alternatif ve bir o kadar da moda olmuş parçaları yorumlamasıydı. Tartışmamızı kısaca özetlemem gerekirse bu proje bana çarpık ve onur kırıcı geliyordu, Derya’ya ise sarsıcı, bazı konuları masa üstüne yatırması açısından faydalı. Bu ülkenin müzik piyasasını hepimizden iyi takip eden biri, sosyal açıdan bu tür olayları daha derinlemesine tartıyor olabilirdi. Ama müzikal açıdan yaşadığım tatminsizliği onun hissetmesi de zordu.

 

08/07/2002

Hayatımı değiştiren şarkı

Filed under: Özel Defterim,Müzik Kulağım — gulusturkmen @ 12:29
Tags: , , , ,


Klipten bir görüntüŞarkı başladığında yirmi bir yaşındaydım.

Masa başında oturmuş, grafik dersi için boyamam gereken resmin hatlarını belirginleştirmekle meşguldüm. Reklamcılık okulunu seçmekle iyi ettiğimi düşünüyordum, benden istenen her tür işi -fikir üretme, sayfa düzenleme gibi- müzik eşliğinde yapabiliyordum çünkü. Konsantrasyonu çabuk düşen biri olduğumdan ortaokul ve lise yıllarımda sınavlara çalıştığım sürece –ne kadar zor olursa olsun- radyo açmamaya çalışırdım, çünkü müzik kulağıma geldiği an her şeyi unutup sadece sese odaklanır, aklım başımdan uçup gider, çok geç geri geldiği için ders çalışmak artık mümkün olmazdı. Yani reklamcılık mesleği, müzik dinlemeye uygun bir işti.

 

Televizyonum, çalışma masamın hemen yanı başında durduğundan ekranı bana dönük değildi, böylece görüntülere kendimi kaptırmadan işimi yapabilir, bir yandan da yeni çıkan şarkılara kulak verirdim. MTV şimdiki zamandan bir gömlek daha iyiydi. Fazla bir şey beklememek gerekse de, bazen bir şarkının, bir buzdağının yüzeyi olduğunu sezerdiniz. Bir küçük ipucu, aradığınız şeyleri “orada” bulabileceğinizi söylerdi, “bir de albümdekileri dinleyin” mesajı verirdi. 

 

Şarkı, keyifli bir ritimle başlamıştı, neşeliydi. Ama kadının sesinde müziğe ters düşen bir şey vardı. İçliydi biraz, acımsı… yoksa içedönük mü demeli? Hafif buruk?

Benim gibiydi! Hayır, benim sesim gibi demek istemedim (nasıl şarkı söylediğimi bilmiyordum o günlerde), benim ruh halime benziyordu. Herkes etrafta şen şakrak gezer, dünya sanki pespembe gibidir ama ben bir türlü bu pembe tablonun içinde yer alamam, hep bir iç çekmeyle bakarım çevreme. Bu kadın da, işte bu canlı tablonun içine girememiş, ama bunu yapamadığı için rahatsızlık duymamış gibiydi. Tersine kafasını dimdik tutmuş, MTV’ye bile çıkmıştı!

Derken bocalar gibi oldu! Dili mi dolandı, müzik mi durdu, derken sökülüverdi, sanki söylemek istediğini düşünüp de o anda çıkartır gibi. O ana takılıp kaldım. Ne güzel bir şey olmuştu öyle… Bir daha oldu. Müzik, sanki şarkıcının konuşma sesine geçtiğini fark edip, bekliyordu. Şarkıcı kelimelerini bulunca, müzik de notalarını buluyordu.

Kafamda bir ampul daha yandı: Bu müzik, hatalarımın da benim bir parçam olduğunu ima ediyordu. Teklemeler, yavaşlamalar, sayısız kararsızlık anları, çok özel, çok doğal, kabullenilebilir öğelerdi şarkının içinde. Sorunlar, hayatımın dışında değildi, aynı bu şarkıya girmiş oldukları gibi onlar da kayda değer anlardı.

İşi gücü bırakıp televizyonun karşısına geçtim. Kendini olduğu gibi göstermekten, ruhunu çırılçıplak sergilemekten korkmayan ve bunu stil içinde yapmayı başaran bu insana bakmak istedim. Uzayın uçsuz bucaksız derinliğinde, upuzun iplere bağlanmış bir salıncakta sallanıyordu. Boşlukta… Bu görüntü, ritmin paldır küldüründen ziyade melodinin uzunluğuna, derinliğine dikkat çekiyordu. Müzik kadar şen şakrak değildi sözler. Hayata yakındı…

 

O gece, şarkılarıyla aklımı başımdan alan bütün bir albüm keşfetmiş olmanın keyfiyle yatağıma uzandım. Hit parçayı –albümdeki şarkıların yanında çerez kalmış olsa da- bir kez daha koyup keyifle dinlemeye koyuldum.

Piyano. Ne kadar güzel çalıyor. Öyle karışık şeyler çalmıyor üstelik. Biraz daha çalışsam ben de bunları çalarım. Belki.

Düşündükçe heyecanlanıyorum. Kendine ait bir sesin olmalıymış meğer. Sadece iyi bir müzisyen olmamalıymışsın. Uzun uzun aranıp, bir şey bulmalısın, sana ait bir şey. Yıllar alacaksa, alsın. Garipse garip olsun, çirkinse çirkin, ama senin olsun, senin sesin, senin ruhun olsun.

 

Bir daha dinliyorum.

Şu korkunç düzenin içinde bazen yaşamayı bile sürdüremeyeceğimizi düşündüğümüz zaman imdadımıza en hızlı yetişen şeyin müzik olması ne garip, değil mi? Tanımadığın biri, uzaklardan sana ulaşıyor, dokunuyor, ve diyor ki: “Ben de.” Ve diyor ki: “Bak, ben yine gülümseyebiliyorum. Tut elimi. Devam et.”

 

Bir daha dinliyorum.

Karar veriyorum: Bunu ben de yapmalıyım. Hayatımın kalan bölümünde bu işe bir yer ayırmalıyım. Hayatımı tehlikeye atacak bile olsam…

 

Bir daha dinliyorum.

Boş konuşan bunca insanın arasında sabah akşam işe gidip gelmek neye yarar? Ben bir yol bulmalıyım. Bu, hayatımı müzikleriyle donatanlara bir tür teşekkür olur. Onların yolunda başlayıp kendi yolumu açabilirsem… Onların yaptığını başkalarına yapabilirsem… Samimiyetle, merakla, yavaş yavaş. Denemezsem pişman olacağım. Bu yolu aramalıyım.

 

Bir daha dinliyorum.

Piyano hocamı aramalıyım.

Theme: Rubric. WordPress.com'dan blog alın.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.