Yılbaşı arifesi. Araba kullanıyorum. Radyoda “God Rest Ye Merry Gentleman” çalıyor. Çok güzel, polifonik vokalli bir yorum. Arka koltukta oturan oğluma “bak”, diyorum “bir Noel şarkısı!”. Bilmem bu yorum ona çok mu karmaşık geliyor. Derken “Santa Claus Is Comin’ to Town” başlıyor, sonra “Silent Night”…
Garipsiyorum birden: Bizim hiç yeni yıl şarkımız yok mu?
Şarkılara keyifle eşlik ediyorum öte yandan. Nasıl oluyor da bu Noel aryalarının hepsini ezbere biliyorum ben?
İçim burkuluyor bu sefer.
Bir şeyleri sorgulamadığım çocukluk ve gençlik zamanlarımı özlüyorum. Bundan sadece on yıl önce nasıl da keyifle dinlerdim her şarkıyı! Tıpkı keyifle bir Starbucks’ta kahve içtiğim, iç rahatlığıyla bir A.V.M.’de gezindiğim, eğlenerek bir Oscar töreni seyrettiğim gibi…
Oysa şimdi bunlar bana ne kadar dayatma, ne kadar içi boş, ne kadar acı geliyor!
İçerlemişim bir kere dünyanın düzenine. Görmüşüm ülkemizin satılışını, ikiyüzlü yöneticileri, ve beyinlerimizi bulandıran sahtekar sözde-düşünürleri. Anlamışım bu şarkıların dilime hangi yollarla dolandırıldığını. Hep bir art niyet bulur olmuşum, sanatta bile!
Aslında ben, bize içerliyorum. Ters yönden gelen sürücüden ziyade, ona yol verene içerliyorum. Maaş vermeyen pişkin patrondan çok, ona rest çekmek yerine iş arkadaşlarına sataşana içerliyorum. Ve Noel şarkılarına değil, onları anlamayan o DJ’ye, Noel ile yılbaşı gününü şuursuzca karıştırıp, anlamlarını bilmeden bana gelişigüzel sunan o yayımcıya içerliyorum…
Ölmeden önce daha bilinçli, daha iyi bir yeni nesil görür müyüm acaba?
Yeni yılda, hayatımın geri kalanı için bir dileğim var: Ya bundan sonra tam cahil olayım, ya da bütün bu anlamsızlıkları olgunlukla karşılayacak, kendi kendimi yemeyecek beyne sahip olayım.
Mutlu yıllar!

