Ben çok okuyan biri değilim. Edebiyat dalında eğitim görmüş olduğuma, az çok gazeteleri takip ettiğime, Amazon’dan kendime kitaplar ısmarladığıma bakmayın. Çok okuyan, okuduğuna uzun süre odaklanabilen biri değilim.
Benim gibi çok oku(ya)mayanlar iyi bilir ki, bir yazıyı okuyabilmek için meraktan daha fazlasına ihtiyaç duyulur.
Benim için bu ihtiyaçların başında, “okuru adam yerine koyan bir yazar” gelir.
Evet, her şeyden önce zamanımı ve enerjimi vereceğim yazıyı yazanın, konuyu belli bir bilinçle, sağlam bir mantıkla sunmasını beklerim. Üzülerek eklemeliyim ki zamanımı boşa harcadığımı düşünüp okumayı bıraktığım haber yazılarının çoğu, ülkemiz gazetecileri tarafından kaleme alınmaktadır.
Bir haber başlığı okurken, haberin içeriği hakkında olabilecek en kısa özeti görmeyi beklerim.
“Yok artık!”
Bu başlıktan ne öğrendik? Yazarın olan bitene inanamadığını. Sanki anlatılandan daha önemli olan, haberi size veren kişinin ne düşündüğüymüş gibi. Üstelik konuyla ilgili en ufak bir bilginiz yokken! Haydi dedik, yazara bir şans verelim, ve alt başlığı okuyalım. Okuyalım ki, başlıkta alamadığımız özeti bu kez alalım…
“Atatürk Havalimanı’nda yakalanan yabancı kadın herkesi şok etti…”
Ne öğrendik?
Havaalanı. Yabancı bir kadın. Şok.
Gazeteci bizi heyecanlandırmak istiyor, belli. Bin bir emekle yazdığı haberinin her satırını okuyalım ki değsin, istiyor! İşte benim okumayı bıraktığım yer. Vakti veya sabrı olan okusun…
Okura saygısı olduğunu düşündüğünüz gazete, dergi ve diğer yayınları bana bildirir misiniz? Son zamanlarda, hiçbir şey değilse bu sebepten düzenli olarak evime aldığım iki yayını ben söyleyeyim: Cumhuriyet ve Newsweek. Yazdıklarını gerçekten bir daha okuyorlar!