Yazmasam olmazdı.

16/10/2009

Krizin bununla ne ilgisi var?

Sertab Erener, "Sahilde" klibindenBilir misiniz bir fıkra vardır, Temel otoyolda giderken radyoda bir anons yapılır: “Dikkat dikkat, E5’te bir sürücü ters yönde gitmekte, bu yoldaki araçların son derece dikkatli olması gerekiyor”. Temel elini sallayarak bağırır: “Ne birisi be? Hepisi ters! Hepisi!”

Türkiye’ye döneli on yıl oldu, bu süre içinde iki büyük ekonomik kriz yaşadım.
İlkinde, 2000 yılında, 110 kişiyle beraber işten çıkarıldım.
Birkaç ay sonra ortalık Sertab Erener’in bir şarkısıyla inliyordu: “Uzanmışım kumsala, güneş damlar içime (…); Bir elimde ayna var, şair beni kıskanır, yatmışım sere serpe, sahildeyim”.

Ben de sahildeydim. Herkes gibi benim de sıkıntılarımdan sıyrılıp rahatlamaya, işsizlik halimi unutup “tatil yapmaya” ihtiyacım vardı, ve eşim-dostum sağ olsun yapabildim! Ama kumsalda dahi Sertab Erener’in o “şirin” şarkısında şakıdığı cümleler, yüzüme tükürükler saçılarak söyleniyormuşçasına kaba ve patavatsız geliyordu bana. Şarkıyı her duyduğumda tüylerim diken diken oluyor, mutsuzlaşıyordum. Ve şuna şaşırıyordum: İnsanların birbirinin haline, vaktine empati gösterdiği bir toplumun içinden bir popçu hangi mantıkla böyle bir şarkıyı, böyle bir zamanlamayla piyasaya sürebilmişti? Reklam devi abisinden taktik alarak işin marketing boyutlarını enli boylu hesaplama seçeneği olan, şarkısının her mısrasını, her notasını yetmiş milyonun nabzına göre –en doğru şekilde- ölçe biçe derleme şansına sahip bir şarkıcı, bu parçasını bu kritik zamanda sunmayı nasıl göze alabilmişti? Öte yandan, şarkıyı duyan oynuyordu!
Mecburiyetten mi? Bilinçsizlikten mi? Yoksa can-ı gönülden mi?

2009’un şu son aylarında –yanlış bilmiyorsam- daha da derin bir kriz yaşamaktayız.
Ben yine işimden oldum.
Evde oturmuş hayatımdaki iyi şeylere odaklanmaya çalışıyor, bütçemi, neyden nasıl kısabileceğimi düşünüyor, hesaplı alışveriş yapıyorum.
Gazetemi açıyorum ve bir Renault Megane Sport Tourer reklamı görüyorum. Slogan: “Onca neden varken, nedensiz isteyeceksiniz”.
TV spotunu hatırlıyorum: Bir adam showroom’a gelmiş, hayran hayran arabayı süzüyor. Satıcı soruyor: “Çok çocuklu bir ailesiniz herhalde”. Başını sallayarak hayır diyor adam. “Anladım, çok akrabanız var”. Yine hayır. Konuşma ilerledikçe anlaşılıyor ki bu bekar ve özgür adam, koca arabayı “öylesine” istiyor.
Kriz döneminde kaçımızın, ihtiyacımızdan fazlasını “öylesine” isteme lüksü var acaba?
Bu reklamı beğendiniz mi?
Mecburiyetten mi? Bilinçsizlikten mi? Yoksa can-ı gönülden mi?
Ne olur bana söyleyin, ben mi ters yöndeyim, yoksa bunların “hepisi” mi ters geliyor?

09/05/2009

Yılın en anlamlı ilanları

sansuresansur.orgYouTube erişime engellendiği gün, çok kişisel bir biçimde şah damarıma dokunulduğu gün oldu. Kimseye haksızlık etmeyen, Atatürk hakkında kötü söz söylemeyen, herkesin dinine imanına saygılı davranan bir vatandaş olmama rağmen “yönetim”, Yunanistan’da bir zavallı, Atatürk hakkında zavallı bir video yayınladığı için gelip bana, Gülüş Türkmen’e, bizzat ceza vermişti!

“Bundan sonra sen de falanca şarkının konser kayıtlarını seyretmeyiver, filanca ülkenin kültürünü merak etmeyiver, tsunami nasıl olurmuş görmeyiver, Amerika’yı ayağa kaldıran o şov programında neler olmuş, falanca bilim adamı geleceğin ekonomisi ile ilgili neler anlatmış, bilmeyiver. Kaçırdığın TV programını kaçırmış oluver, biraz geri kalıver, Türkiye’ye getirilemeyen müzik albümlerini, müzisyenleri tanımayıver, ruhunu bunlarla beslemeyiver…”

Sansüre Sansür”, Türkiye’nin son yıllarda tanık olduğu başarısız yönetim uygulamalarından biri olan sansürleme işlemi hakkında bilgilendirmek, vatandaşları haklarını aramaya çağırmak için kurulmuş bir oluşum. Havada kalan pek çok girişimin tersine ses getirmeyi başarmış, kapanan sitelerin -bir süreliğine de olsa- tekrar açılmasına sebep olan eylemler yapıyormuş. Varlığından, bir arkadaşımın e-mail’i üzerine haberdar oldum.

Sansüre Sansür’ün tanıtım afişlerine bakarken uzun zamandır görmediğim kadar etkili ve eğlenceli fikirler gördüm. Belçika’nın en önemli reklâm okullarından birinden sanat yönetmeni olarak mezun olmuş, reklamcılık yapmadan daha sanatsal işlere kaymış bir “yetkili” olarak ben de kendi blogumdan (tabii sansürlenmezse!) “yılın tanıtım afişlerini” açıklamak istiyorum. Eğer reklamcılık yapıyor olsaydım ve yukarıda gördüğünüz afişleri üretseydim, kendimle çok ama çok gurur duyardım. Reklam dünyasına giremememin iki sebebi vardı: Kurtlar sofrasında barınamayacak kadar hırssız olmam, ve “müşteriyi” şaklabanlıkla değil, akıllı esprilerle ele geçirmek istemem. Oysa Türkiye’de pek o yönde bir gidişat yoktu, gözyaşı döktürmek ve karikatürize karakterler üretmek revaçtaydı, ben de bunu sevmedim.

“Sansüre Sansür” kampanyalarındaki bu anonsları kimin hazırladığını ne yazık ki öğrenemedim, ama zekâsını böylesine anlamlı bir iş için kullanan o fikir bulucularını tüm kalbimle kutlarım.

————————————————————–

Gülüş Türkmen’in bağımsız yazılarını sürdürebilmesi için bloguna destek vermek ister misiniz? Buraya tıklayarak Paypal’dan yazara dilediğiniz miktarda bağış yapabilirsiniz. (Paypal, internetteki en güvenilir ödeme sistemidir.)

Sonraki Sayfa »

Theme: Rubric. WordPress.com'dan blog alın.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.