Gitarların, basların, davulların, çelloların, vokallerin, kemanların, fagotların beni hep götürdüğü, götürüp orada büyüttüğü; kötülüğün, zulmün, acının, hasretin, ölümün olmadığı bir ülke var.
Çocukluğumdan beri bilirim oraları. Büyürken de, herkesten kopuk ve uzak yaşadığım, kimseyi anlamadığım ve kimsenin beni anlamadığı bütün o zaman boyunca oradaydım.
Yıllarca buraları görmedi gözüm. Orada, yoğun sis bulutlarının arasındaydım, kuvvetli rüzgârın içinde, hızla giden bir otobüste yol alıyordum. Saçlarım darmadağın, üzerim tozlu, ama başım dik, güneş tam üstümde.
Ufuk çok güzeldi, gökyüzünde hep renk oyunları. Canımı acıtamıyorlardı orada, acı zevke dönüşüyordu!
Öyle bir yer…
Yaşımın, cinsiyetimin, yaşam tarzımın, paramın, politikamın, ailemin, yöneticilerimin bana yetişemediği, hükmedemediği, özgür mü özgür bir yer!
Bana dokunanı rüzgarın bir pena hareketiyle savuruşunu, sevmediğim mekânların bir modülasyonda alev alışını, bütün bunlara laf edeni viyolaların götürüşünü gülerek seyrettiğim, kulağımın bana yaptıramayacağı hiçbir şeyin olmadığı bir yer.
Son zamanlarda pek sık gidemiyorum, uzak kaldım oraya.
İş var, güç var, her gün yaşadığım düzenli bir hayat var. Çocuklarım var, onların okulu var, yazacak yazılarım var.
Bir de şu var: Ben turist olmak istiyorum orada!
Oranın işçisi olmak istemiyorum.
Ama iyi bir turistim, onu da biliyorum. Gidip de sağda solda çöpler bırakıp dönmüyorum buraya.
Kimsenin kulağını paslandırmıyorum. Sağlam bir fidan diktim, gidip baktıkça gurur duyuyorum.
Uzak. Ama yakın. Gitmesem de benim…
(“The ultimalte statement from Betty Ween”)

çok güzel bir yazı olmuş, kalemine sağlık!
beni de götür oraya, söz ben de kirletmiycem iyi bir turist olucam:):)
Yorum tarafından derya — 23/06/2010 @ 20:22